arı kovanı ile sosyoloji bilgi
Kösemihal’in çalışmalarında sosyometri önemli bir yere sahiptir. Kösemihal sosyo-metriyi yeni bir sosyoloji akımı olarak ifade edilmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde doğmuş olan bu akımın kumcusu, tıp öğrenimini ve uzmanlığını Viyana’ da yapmış olan Moreno olduğunu belirtir.Kösemihal Moreno’ nun “Kim Kalacak” adlı eserinin önsözünde de şu son yüz elli yıl içinde sosyal bilimlerin üç büyük akım halinde geliştiğini ifade elliğini belirtir, Bunlardan birincisi, Fransa’da Agusie Comte’ un kurduğu, Durkheim’ın geliştirdiği sosyoloji; İkincisi, Marx’ın bilimsel sosyalizmi ise diğeri de •sosyometri» dir. Kendisine göre bu üç akımı farklı coğrafya bölgeleri ve farklı kültür çevreleri doğurmuştur. Sosyoloji Fransa’da. Sosyalizm Almanya ve Rusya’da gelişmişse bunlar gibi sosyometride Birleşik Dev-
lellerde gelişmiştir. Moreno’ya göre; Amerikan .so.syoloji.si, orijinallijji;,| rinin kuruluşundan sonra gösterebilmiştir. Sosyometriden dnce Arnerıi^j,'^^ niş ölçüde Comte, Spencer, Darvsün gibi düşünürlerin etki.si altındaki Ward. Giddings gibi başlıca Amerikan sosyologlarında görmek müınj((j De\’letler sosyometri incelemelerine çok elverişlidir, öncelikle orada ku^-üjj i ğımsızdırlar, başına buyruktur, onun için de üzerlerinde orijinal dcncylej^j^N^ mak daha kolaydır, sonra küçük zümrelerin kendiliğindenliğini, yaraiıoijj katoliklik, akılcılık Marx'cılık gibi büyük ideolojiler hâkim değildir Öze|| H Dünya Savaşmdan sonra bu türlü bağımsız zümreler büyük hir hızla gelişnujj*^^ Amerika, milli kültürü bakımından çok şiddetli bir bütünlük, tamamij^ t içindedir, işte sosyometri birlik ve benliğin zayıf olduğu so.syal alanlarda, lerin hürlüğünü, yaratıcılığmı, kayiretmeden onlan bmliğe ulaştırmaya çalışınj,. 1959:63-72).
Kösemihal sosyometrinin her şeyden önce, bütün sosyal olaylara latbu^jj, cek yepyeni bir metot getirdiğini, »nicel- nitel* olarak tanımlanan bu metotla lan öldürmeden, canlı halde ölçüye vurmak mümkün olduğunu ifade etmeid^^ metot sosyolojinin bugüne kadar sosyal olaylan ölçmek için kullandığı istattstitj,' niklerden farklıdır. İstatistik gibi teknikler sosyal hayatın o kaynaşan, canlı, harc^^ nilik getirici tarafını değil de ancak olmuş bitmiş, donmuş, katılaşmış, canlılığını miş, ölü tarafını ölçüye vura bilmiştir. Hâlbuki bugün Moreno'nun bulduğu psıW sosy'odrama, Sosyometrik test gibi yeni teknikler, sosyal olaylann canlılığım, ni(^ kaybetmeden ölçüye, niceliğe vumıaktadu-. Bu metot gözlemci kavramına da yep)(|j|^ görüş getirmektedir. Sosyolog artık sosyal olaylar; dışandan seyreden pasif t» olmaktan çıkmakta, sosyal hayatın içine giren, sosyal drama katılan bir aktör, unsur olmaktadır. Kösemihal’ de sosyometri yalnız yeni bir metot değil, yepyeni Itıij ya görüşü de getirmektedir. İnsanda yaratıcı kendiliğindenliği ilk plâna alan, insani^,, her şeyden önce bir yaratıcılar birliği sayan bir görüştür (Kösemihal, 1959:6372).
Kösemihal sosyometrinin metotlarını açıklarken üç tekniğin kullanıldığını iki, miştir. -Sosyometrinin çeşitli tekniklerinden yalnız en önemli olan üçünü gözden receğiz. Sosyometri testi, Psikodrama, Sosyodrama”.
Bu açıklamalarda sosyometri testi bir analiz yöntemidir. Kösemihal Moremi; sosyal dünyayı, dış toplum, sosyometrik •matrix* ve sosyal gerçeklik (realite) dijtöjlı yuta ayırdığını, bu üç boyuta da «trichotomy» adını verdiğini belirtir. Dış toplumıkjr. ce insan toplumunu teşkil eden büyük küçük, resmî olmayan, gözle göriilür, elit lur bütün zümreler anlaşılır. Sosyometrik •matrix» toplumunun makroskopik göztef verişli olmayan ancak sosyometrik analizle kavranabilen tarafıdır. Sosyal geıçeklilsi. ikisinin çatışmasından meydana gelen sentezdir. Ne dış toplum ne sosş'omeıhkmB yalnız başlarına var olamazlar, bunların birbirleriyle çatışmalan da, tarih boyurapi len fiilî sosyal dünyayı teşkil eden dinamik sosyal zümreleri, yani sosyal gerçekl|ş dana getirir. Sosyodrama ve psikodrama da ise üyatronun, oyunun psikıyatndebift vi metodu, sosyal olayların incelenmesinde bir deneyleme metodu olarak kuhıil söz konusudur. Moreno psikiyatride bir tedavi metodu, sosyometridedehirdaiŞÖ metodu olarak kullandığı bu tiyatro metotlarına «sosyodrama* ve «psikodıaraa-a^
Moreno bu metotlarıyla toplum denen geniş sahnede geçen rollerden diledikle-,i küçük ölçüde sahneye koymakla, canlılığını kaytomeden onlan yemden yaşatmak-istediği kadar tekrarlamakla, böylece deneylemesini, ya da tedavisini yapmaktadır fizikçi’ kimyacı, biyolog için laboratuar ne ise Moreno’nun sosyometrisi için de tiyatro ^^l^ıiesi odur. Gerçekten fizik, kimya gibi bilimlerde bilgin doğada doğal olarak beliren (ihybnn şartlarını kendisi hazırlamaz mı, bu olayı küçük ölçüde laboratuarda yeniden ^^sndmıtız mı? Meselâ yağmurlu, güneşli havada tabii bir şekilde onaya çıkan gök ku-^ğını, fizikçi laboratuarda güneş ışığını prizmadan geçirerek tekrarlar. Şartlan kendisi j^jariayarak gök kuşağının küçük bir örneğini verir, işte tıpkı bunun gibi, sosyal hayat-(3 tabii bir şekilde beliren olaylar da sahnede küçük ölçüde yeniden canlandınlmakta-jır. Psikodrama ve sosyodrama metotları l>eş unsurdan faydalanır. Bunlar a) Şaline, b) penek >^3 da hâsta, c) Yönetici, d) Yardımcı egolar yani yardımcı tedaviler, e) Dinleyiciler, seyircilerdir (Kösemihal, 1959:63-72).
Kösemihal sosyometriyi olmuş bitmiş olaylarla değil dipdiri olaylarla uğraşmaktadır. İnceleme alanı çok yaygındır. Her şeyden önce demokratik bir temele dayanmaktadır. Sosyometri demokratik yönetimin temeli olan seçim mekanizmasını bilimsel bir görüşle deneyleme metoduna dayalı bir takım tekniklerle -sosyometri testi gibi- incelemeye çalışan bir seçim ve lider psikolojisi alanı, toplumun bir görünen resmi şeklini bir de resmi görüşü dışındaki sosyometrik matrix alanlanna yönelik çalışmalanyla bir ayaklan-ınadeiTİm sosyal psikolojidir (Kösemihal, Tarih Belirtilmemiş;X).
Çoğulcu Yöntem Anlayışı Üzerine
Kösemihal' in yöntem anlayışı incelenirken önemli bir nokta da toplumu meydana getiren çeşitli olaylar arasından bazı olayları belirleyici kabul eden yaklaşıma yönelik eleşiirileridir. Bu kapsamda Kösemihal gerçekleştirilen çalışmalarda ekonomi olayları gibi tek durumu belirleyici bir “neden” olarak kabul edip, diğer olaylar da bunun sonuçlan olarak ele alan yöntemi “simplisie” yöntem (metot) olarak tanımlamıştır (Kösemihal, 1969:223).
Toplumlann çeşitli olayların, öğelerin (element), katmanların (tabaka) sınıfların, değerlerin birbirlerine olan karşılıklı etkilerinden meydana gelen hareketli, dinamik, bir dengesi olarak ifade eden Kösemihal, toplumlarm hareketsiz birer denge sistemi olsalardı değişme ve canlılıktan yoksun katılaşmış bir takım varlıklar halini alacaklarını, bu öğelerin önem derecesi, toplumlarm tiplerine hatta aym tipe bağlı toplumlann özel du-nımlanna göre değişebileceğini belirtir. Burada bir deyimle bir tip toplum için son derece etkili olan bir olay, bir başka tipte aynı derecede etkili olmayabilir. Çeşitli cinsten ola)iann veya öğelerin (element) karşılıklı etkilerinin bir dengesi olan toplumlan, bu öğelerinden her hangi biriyle, ya da bir kabıyla açıklamak isteyenler, daima bütünü par-çasi)'la anlatmak yanlışına düşenler olarak ifade edilmektedir ve bu yöntem “simpliste” p da “tek yanlı nedensellik" olarak tanımlanmakta, günümüz sosyolojisinde yerini “karşılıklı bağlılık" yöntemine bıraktığı ifade edilmektedir. Kösemihal günümüz
tırıcı da diy^elim "D" din olayını "neden" saysın, bu sefer diğer A, B din olayının birer sonucu olacaklardır. Gönalüyor ki böyle bir yönteme cılar önemli gördükleri olaylardan biriyle, toplumun bütün diğer
toplumsal değişkenler üzerine etkisine göre toplumsal olayları açıklayan sosşolojı,^ şımlarına yönelik eleştirilerinde de görülmektedir. Bu kap.samda toplumsal olajij(||^ sel bilinç olayları ile açıklayanlar, kolektif bilinci veya ekonomiyi temel bdidtyici,^
kabul edenler aynı hataya yapmaktadırlar. Bu yaklaşıma yönelik eleştiri Mark'jnt|..
yı kuran üretim güçlerinin ve üretim ilişkilerinin üst yapıyı meydana getiren hiikim^j^ çimlerini belirlemesine olan etkisine yönelik açıklama eksikliğinde gösterilebilir Kosç, hal’e göre bu anlamda ekonomi olayı gibi tek olayla üst yapıyı meydana getireni)^ ler arasında tam ve kesin bağdaşma kurmak imkânsızdır (Kösemihal, 1982:252), Kösemihal toplumbilimsel yöntem anlayışı içinde çoğulcu yöntem anlayışmış,, makta tekçi yöntem anlayışını kabul etmemekte, bunu “simplLst" yöntem anlayışıolsj ifade etmektedir.
Kösemihal’de Toplumsal Değişme
KösemihaDn somut toplum görüşünde toplum belirli bir toprak üzerinde,fciî, amaçlar uğruna sıkışık ya da seyrek olarak yayılmış insanları ifade etmektedir. îtçki da doğa ve insan olarak iki öğe söz konusudur. Sosyoloji bakımından toplum denen» mut bütün çeşitli olayların birbirine karşı etkilerinden meydana gelen harekeli, diııb bir dengedir. Bir toplumdaki bu çeşitli olaylarm önem derecelerine gelince toplııııfa tiplerine hatta aynı tipe bağlı toplumların özel durumlanna göre değişebilir Toplıuk bir yönü bize gelenek, düzen gibi görünürse; bir yönü de yaratma, değişme gibi|^-kür. Toplumlar bir yandan üyelerini din, hukuk, ahlâk kurallan gibi önceden bıktı-tıJaşmjş bir takım düzenlere uymağa zorlarken; bir yandan onlara bu çeşit kutalııiîi; atmak, onları aşmak, böylece onlara yenilik getirmek, yaratmak olanağını verir,Başti' deyimle bir yandan üyelierini sıkı bir takım kurallara uymağa zorlayarak baskı abın: ken; bir yandan onlara bütün bu kuralları yıkan bir hürlük verir. Kısaçaaloplura(ar* n ne tek başına gelenek, baskı, düzen, ne de tek başına yaratma, hürlük, iletlenıeiî:' tek başına değişmezlik, ne de tek başma değişmedir. Gerçekten toplumun özikıt
(jlıiylarında, hem baskı, hem hürlük; hem degij^mezlik. hem de değişme aynı zaman-bütün varlıklar gibi toplum olaylan da değişme ivinde bir ^^-j^niezlik, ya da değişmezlik içinde bir değişmedir; baskı içinde bir hürlük, ya da hür-0 içinde bir baskıdır. Onun içinde toplumlann hem önceden kestirilebilen, kunılla, ka-piinb lıelirtilebilen düzenli bir tarafı; hem de hiç bir suretle önceden kestirilemeyen, ku-ffll;i sığnıayan, kanuna giımeyen düzensiz bir tarafı vardır (Kösemihal, 1968:35-106).
Toplumsal değişme süreci açıklanırken çoklu nedensellik ilkesi esastır. Bu nedenle cleği^nıenin tek faktörle değil birçok faktörün etkisiyle ortaya konulması söz konusu-j^ır. Kösemihal’de toplumsal değişme süreci toplumsal yapı üzerinde biçimlendtrici bir ^,l;i gösteren güçlerin ürünüdür. En eski çağlann toplumlanndan tutun da günümüzün ileri loplumlarına çıkın, hep.sinde birbirleriyle çatışan uzlaşan birçok güçlerin bulunduğu. bunlardan bazdan toplumu dondurmağa, katılaştırmağa, ona düzen vermeğe çalıştığı ifade edilmekte ve bu güçler sLatükocu, gelenekçi, frenleyici, durdurucu, hatta ge-riletici güçler olarak tanımlanmaktadır. Bu güçlerden bazıları da toplumu hareket ettirmeğe, yürütmeğe, ileri götiinneğe yarar; hu güçlerde devrimci, yenilik getirici, yaratıcı güçler olarak ifade edilmektedir. Hiç bir toplumsal olay mutlak anlamda gelenekçi, ya
d.ulevrimci diye nitelendirilemez. Herhangi bir toplumsal olay bağlı bulunduğu çağa ya da topluma göre bazen devrimci, bazen gelenekçi bir anlam kazanabilir. Örneğin günümüzün en ileri toplumlarına kadar uzanan büyük dinler, ilk doğdukları sıralarda o ça-toplumlanna yenilik getiren devrimci bir karakter taşımaktaydılar; ama bugünkü modem toplumlarda aynı dinler geleneği temsil eden toplumsal güçlerin başında gelir. Böy-lecc ilkin; -düzen- ilerleme* ya da -baskı- hürlük» kutupları arasında oynayan toplumsal olayların düzen ya da baskı kutuplarına yaklaştığı oranda gelenekçi; ilerleme ya da hürlük kutuplanna yaklaştığı oranda da devrimci olabileceklerini; sonra da herhangi bir loplumsal olayın çağlara, toplumlara, hatta aynı toplumun belirli tarih evrelerine göre bazen devrimci, bazen da gelenekçi bir kılığa bürünebilir. Bu temel kabulle bütün toplumlar, gelenekçi ve ilerletici güçlerin dengesinden meydana gelen hareketli ve organik birer bütündürler. Toplumlar hareketsiz birer denge sistemi olsalardı, değişmeden, canlılıktan yoksun katılaşmış bir takım varlıklar halini alırlardı,
Kösemihal’e göre günümüzün modern toplumlan da, her çağın toplumlan gibi sürekli bir çatışma halinde olan statükocu, gelenekçi, frenleyici, durdurucu, gerilelici olarak ifade edilen •düzenleyici-baskicı» güçlerle; yürütücü, ileri götürücü, yenilik getirici, atılımcı, yaratıcı olarak ifade edilebilecek -devrimci-hürlüğe kavaışiurucu- güçlerin hareketli bir dengesidir. Günümüz batı toplumlarında geleneği temsil eden çeşitli durduaıcu, geri götürücü güçlerin basında din gelirse; devrimi temsil eden çeşitli yürütücü, ilerletici göçlerin başında da bilim ile felsefe gelir. Bu kapsamda bu din ve bilim arasındaki çalışmada bilim ve felsefenin üstünlüğü esas olduğu için bu toplumlarda ilerleme hiç eksik olmaz. Toplumun hareketi gerileme yönünde değil daima ilerleme yönünde olur. Kısacası, din hayatı bütün canhİığıyla yaşar ama toplum gene de ilerler. Hatta batı toplumla-nııda gelenekçi güçlerin başında gelen din düşünüşünün çok yararlı bir görevi bile vardır denebilir; bilim ve felsefenin aşırı yeniliklerini frenler, toplumda dengeyi tutar. Bu yaklaşım taızı Türkiye örneğinde değerlendirildiğinde ilerletici güçlerin başında gelen bilim vtf felsefe düşünüşü henüz gelenekçi güçlerle boy ölçüşebilecek bir dereceye ulaşamamıştır,
bi, biz de din işlerini korkmadan cemaate aktarabiliriz. Ama memkk .şefe; dinle boy ölçüşebilecek bir dereceye ulaşmadıkça da din işleım t*^^! trolünden .sıyırmağa kalkışmak, çok tehlikeli bir girişimdir
Sonuç olarak her toplumu yapıcı ve yıkıcı bir takım güçlerin tlinarnjij meydana gelen bir sistem olarak kabul eden Kösemihal, gerçekten toplu,j|^'H bir denge sistemi olsalardı değişme ve canlılıktan yoksun katılaşmış varlık), A caklarını belirtmiştir. İşte toplumda çatışma halinde olan bu durumda V3nv,^> tünse topluluğun ilerlemesi, ikinci güçler yani yıkıcı güçler üstün isedeı;eriir''ı ikisinin de denk olması durumunda katılaşmanın .söz konusu olduğunu söylt„^^ kundür CKösemihal, 1968;151
Durkheinı Sosyolojisine Eleştiriler Kösemihal’in önemli çalışmalarından biri de Durkheim sosy tinleri içeren Durkheim Sosyolojisi adlı çalışmasıdır. Bu çalışmasmda önceliHıj,^’ im sosyolojisinin dinamiklerini ortaya koymuş ve bu dinamiklerden hareketleıjj. * ra Durkheim metoduna eleştiriler yöneltmiştir.
Bilindiği üzere Durkheim sosyal olaylan birey üzerinde dışsal binesııicaj^ müsait tespit edilmiş veya edilmemiş her hareket tarzı olarak ifade etmekıedı j,! yal olayların iki özelliği olduğu görülmektedir. Bunlardan birincisi (a) dışsalkkı^. (b) baskı özelliğidir. Burada sosyal olaşdar ferdi ruhlann dışındadırlar ve keıxlJB~;^ de zorla kabul ettirirler (Kösemihal, 1946:255).
Durkheim sosyal realiteyi manevi ve maddi olmak üzere iki kısma kapsamda sosyal realitenin manevi cephesi gayet akta ve dinamik bir özeli mektedir. Sosyal realiteyi bu yönden yakalamak çok güçtür, örfler, adetler, ifcıiî'^ bu kısma dâhildir. Maddi yönü ise sosyal realitesinin âdeta katılaşmış, nüdür. Bu itibarla müşahedeye elverişlidir. Hukuk kurallan, ibadetler, t 1ar v.s. de bu maddî yönü teşkil eder. Görülüyor ki sosyal realitenin birinciioıtj müşahedelerine hiç elverişli olmadığı halde ikinci yönü bilakis çok mûsaitüı ük Durkljeim, “Sosyal İş Bölümü” adlı eserinde sosyal tesanütü doğnıdan doğniiiıi^ı bu tesanütü katılaşmış bir şekilde temsil eden hukuk yönünden incelemişliı Yks har vakasmı istatistik gibi sağlam ve katılaşmış bir tarafından müşahede etnKj’e(i» tır. Kösemihal’e göre, Durkheim incelemelerinde sosyal realitenin maddîyönüıtK verdiği için kendisini maddeciliğe eğilimli olduğu sanılmamahdıt, Durkheimıa«ı spiritualisttir. “Öyle ise bu tezat ne? Hem spiritualist olsun hem de tetkiklemk» realitenin maddî cephesini esas ittihaz etsin, Evet Durkheim hemspiritualistlİ!,\E't sosyal realitenin maddî cephesini, manevî cephesinin bir sembolü bir (
2 Burada Diyanet İşleri Başkanlığı'nın fonksiyonunun gerekliliği değerlendirilmekledir.
Hem cic müşahedelerincie maddî cepheyi yani gölgeyi ara^Uıır. Bu kaidesi için bir ^ıruretni'. Asıl kavranamaymca hiç olmazsa gölgesinden istifade etmekte bir mahzur ^liOir. Görülüyor ki Durklıeim tetkiklerinde sosyal realitenin maddi cephesine ehem-^jyei verdiği için bu cepheyi müşahedelerine esas ittihaz etmiyor, belki manevî cephe-,jni müşahede akma alamadığı için böyle hareket etmek zorunda kalıyor. Sisteminde, kolektif ruhun cemiyetin mihrakını teşkil etmesi Durkheim' in spiritualisi temayülünü j(,ıkç3 gösterir? O halde sosyal realitenin iki cepheliliği göı-ünüştedir. Hakikatte maddî ^^phe manevî cephenin bir gölgesidir. Daha açık bir ifadeyle söylemek icap ederse bi-jçjtihi maddede hiç bir sosyal vasıf yoktur. Maddeyi sosyal bir kıymet haline gelilen şey
o maddeye izafe ettiğimiz manadır. Meselâ namaz kılmak, yatıp kalkmak gibi birtakım hareketlerden ibarettir" (Kösemihal, 1946:256).
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere sosyal hadiseler bilhassa bir takım düşünce ve tasav\oırlardan ibaret olduğuna göre manevi mahiyetledirler. Kösemihal' in bura-(ün çıkardığı ise manevi hadiseleri ancak şuurda müşahede etmek mümkün olduğu sosyal hadiseleri de psikolojik hadiseler gibi ruhumuzda duyulmakla beraber psikolojik hadiselerden büsbütün ayrı kolektif ruh denen nev1 bir realite teşkil ettiğidir. Durkheim' in kolektif ruh hakkında ileri sürdüğü bu açıklamayı Kösemihal ya sadece sosyal hayat, fertte orijinal psikolojik hadiseler doğurur bu takdirde kolektif denen bu tasavvurlar hususî bir nevî teşkil etmek şartıyla ancak ferdi şuurlarda var olabilirler veya kolektif şuur tabirinden; kolektif tasavvurların ferdi şuurdan büsbütün ayrı ve farklı manevi bir varlığa bağlıdır şeklinde yorumlamaktadır.
Durkheim’e yönelik eleştirilerin bir noktası ise sosyal olayların baskı özelliğine yöneliktir Kösemİlıal baskı özelliğinin yeterli düzeyde açıklayıcı olmadığını belirtmektedir. Bu özellik hadiselerin bizim dışunızda bir realite teşkil ettiklerini gösterir ama mahiyetinin ne olduğunu gösteremez. Tazyik mefhumunu dar bir manada kullanmaktadır. Burada baskı, bizim nazarımızda nüfuzu ve hürmeti olan bİi' takım kaidelere itaat etmek manasınadır. Hukuk kaidelerinin örflerin, adetlerin üzerimizdeki baskıda bu kapsamdadır. Bu kaidelerden herhangi birine aykın davrandık mı tazyik kendini ceza ve>^ hiç olmazsa ayıplama şeklinde gösterir. Baskı bu dar anlamıyla da ferdî ruhların dışında kolektif ruhun varlığını gerektirmez. Çünkü bu tarz bir baskıyı bir fert diğer bir fert üzerine pek âlâ icra edebilir. “Demek ki sosyal hadiselerde görülen böyle bir tazyiki anlatmak için hiç de topluluk ruhuna müracaat etmeğe lüzum yok. Çünkü yukandaki misalden de anlaşılacağı üzere böyle bir tazyik ferdî ruhtan da gelebilir.
“Şimdiye kadar ferdi şuurlardan ayrı kolektif şuurun varlığını kabul ettirmek için Durkheim’in ileri sürdüğü delillerden hiç birinin bizi tatmin edemediğini gördük, O halde müspet olmak iddiasında bulunan bir sosyolojinin temelinde eksikliğinden şüphe edilmeyen böyle bir faraziyenin luaınacağım hiç sanmıyoruz. Müspet olmak iddiasında bulunan bîr sosyolojide topluluk ruhu faraziyesinin tutunamayacağını gösteren mühim bir sebep daha vardır. O da topluluk ruhu hallerini kavramak hususunda karşılaşacağımız güçlüklerdir. Gerçekten ferdi ruhlardan büsbütün ayrı bir varlık içinde geçen şuur hallerini ne şekilde müşahede edeceğiz. Çünkü müşahede sahasına giren şeyler ya maddi [udiseler veya şuur halleridir, işte kolektif şuur halleri ferclî şuurlardan aynidı mı müşahededen kaçar (Kösemihal, 1946:263).
ilimler asırlardan beri yararlanmaktadır. Sosyoloji de müspet bir ilim olduğuna müspet ilim gibi olayların incelenmesinde ön yargılardan kurtulması lâzıradıj kjJ hal’e göre zaten bu kural sosyal olayların gözlenmesinde, ne yapılması lâzım değil de ne ytıpılmaması lâzımdır onu öğretir. Bu itibarla tamamen menfi bir ma,,, Sosy'al hadiselerin eşya gibi incelenmesi hakkmdaki ikinci özelliğe yönelikdjv. lere gelince; “Şimdi bu kaidenin ne dereceye kadar doğm olduğunu inceleyelıtif çekten Durkheim tarife büyük bir ehemmiyet verir. Kendisine göre tetkik edikctkrt zuun hududu kafi ve vazıh hatlarla çizilmezse mevzuuyla hiç münasebeti olmaydı, takım vakıaların mevzuun hududu içine girmesi mümkün olduğu gibi; mevzuleıij,
İl vakıaların da yanından geçildiği halde bunları fark edememek mümkündür bjj heim. tetkiklerin başında yapılacak tarifler ancak, kolayca kavranabilir dış kıufctrr, dayanmalıdır diyor. Ancak tetkikin başında henüz mevzu hakkında vakıalara dajîî çok sathi bir bilgiye sahip bulunacağımıza göre vakıaların dış vasıflarına dayanaabın riflerin muvakkat olması; ilmi tetkikin ilerlemesiyle asli vasıflarla arızî vasıflarbiıbiıt, den daha iyi bir şekilde ayırt edilince de- tetkikin başında kurulan bu laıifleıin't! gözden geçirilmesi icap ederdi. Durkheim Tetkiklerinin başında dış vasıflara dayım yaptığı tarifler, Durkheim’ e göre, mevzuun asli vasıflarına dayandığı için muvaihi ğii kafidir. Onun içindir ki bu neviden tariflerini kabul ettirmek hususunda gayrete şa,şmamak lâzımdır.”
Durkheim’ ın ileri sürdüğü üçüncü kurala göre, toplumsal olaylar daima göıteıtf verişli maddi yönünden gözlem altına alınmalıdır. Gerçekten Durkheim'egöte.toffe: sal olaylarda, psikoloji olayları gibi iki yönlüdür. Her toplumsal olayın ancak bfes le duyabileceğimiz son derece akıcı, kaçıcı, esnek bir yönü vardır, Toplumsalobyliî kı psikoloji olayları gilai tinsel türdendir. Kösemihal’e göre, Durkheim'm bu ku#-' toplumsal olayların kendilerini -yani tinsel yönünü değil, madde yönünü, d lerini gözleyebileceğiz. Başka bir deyimle olayların kendileriyle değil de, sim Taşacağız. Öyleyse so,syolog, toplumsal
-Şimdi kendi kendimize sorabiliriz; Durklıeim neden bu derece münakaşalı bir me-^baş\Tjrmak lüzumunu hissetmiştir? Neden sosyal vakıaların vasıtasız bir tetkikinden
^kirliyor da sonradan tefsir ekmeğe mecbur olacağı maddi vakıaları inceIiyor7 Sorusu-yönelten Kösemihal yine cevabı kendisi verir: “Kendisini bu şekilde harekele sevk ^en$ey, ilmi kat’ iyel endişesidir”. Bunun sebebi İse Durklıeim' ın .sarih olanık incele-jıebilen olayları ancak maddi olaylar olarak ele almasıdır... Sosyal dayanışma örneğinde olduğu gibi sosyal dayanışmayı manevi olay olarak kabul etmiş bunu ölçmeyi maddi bir olay aracılığı ile sağlamaya çalışmıştır. “Ama gördük ki Durklıeim niyet etliği ga-j-eyeasla varamamıştır, Manevi vakıalar yerine maddi vakıayı koymakla kazıındığı kal’ iyeti birinden ötekinin tefsirine geçerken kaybeder".
Kösemihal’e (1946:280) göre, Durkheim in bu metodu “her bakımdan kifayetsiz" gömlmektedir. Durkheim tıpkı psikolojik hayat gibi maddi bir de manevi olma üzere sos^'al hayatta iki cephelidir. Durkheim nazarında da sosyolojik hayatı manevi cephe teşkil etmektedir. Durkheim ‘in bu ileri sürdüğü metot da yardımcı vaziyetinde kalmalıdır. Kısaca Durklıeim için asıl olan dış gözlem bizce ikinci planda kalmalı ve yerini iç gözleme vermelidir.
Değerlendirme
Türk sosyolojisinin gelişimi incelenirken genel olarak iki yaklaşıma vurgu yapılmaktadır, Bu yaklaşımlardan biri İstanbul ekolü diğeri ise Ankara ekolü olarak kendini göstermektedir. Ankara ekolü 1939 yılı sonlarında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde oluşmaya başlayan ve Amerika sosyolojisini Türkiye’de temsil etmeyi amaçlaman bir sosyoloji anlayışma bağlı olan Niyazi Berkes, Behice Boran ve Mediha Berkes tarafından oluşturulmuştur^. Bu ekolün en belirleyici özelliği olarak milli ilim anlayışı yerine eırensel ilim anlayışının mensuplan tarafından kabulü söylenebilir. Ankara ekolü, İstanbul ekolünden kaynak farklılığı.yanı sıra, kendini kamuo>ama üretim ilişkilerine önem veren yeni bir dünya görüşünün temsilcisi olarak tanıtır. Bu ekolden farklı olarak ortaya konulan İstanbul ekolünde Lse Hilmi Ziya Ülken, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu ve Nurettin Şazi Kösemihal bulunmaktadır. Bu ekol Fransız kaynaklı ve felsefî ağırlıklı bir yaklaşım İçindedir. Bu ekolün bir iki yenilik dışında geleneksel sosyoloji çizgisini devam ettirdiği görülür. Toplum çıkarları ülke gerçekleri ve pratik sorunlar bu yaklaşım kapsamında pek değerlendirilmez. Bunun yanında bu ekol de Fransız sosyolojisinin etkisi Le Play okulunun ağırlığı dönem dönem hissedilir. Bu üç temsilci incelendiğinde hepsi de Gökalp’İn
3Bukonuda Aytüi Kasapoğlu 0999) “60 Yıllık Gelenek DTCF' de Uygulamalı Sosyoloji 1939-1999" Ankara Ümit Otsa adlı kaynaklan faydalanılabilir.
yoloji Bölümünde başkanlık görevinde bulunmuş Nurettin Şazi Kösemi)^| rı ortaya konulmaya çalışılmış ve bu kapsamda görüşleri '■leğerletıdirilnıijij^*'V lar incelendiğinde Fransız sosyolojisinin ve özellikle Gurvitch'in etkisi ou Kösemihal’in çalışmaları incelendiğinde gerek Sosyoloji Tarihi gereijj^^^ trinler Tariltl Sorokin’in Çağdaş Sosyoloji Kuramları'* adlı çalışmasının siste,^*:, liği görülecektir. Ancak Descamps’ tan gerçekleştirdiği deneysel sosyoloji veı^\ gerçekleştirilen sosyometrinin temellerim adlı çalışmalann Türk sosyolt^jj^', dıkian oldukça fazladır. Kösemihal' in çalışmalannın birçoğunun 1942 yı|j|^S( çıkan İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Dergisinde yayınlandığmı görnıekteyiz (,,**'**, lar incelendiğinde özellikle sosyolojinin konusu, gelişimi, Türkiye’deki yoğuniaşüdığı dikkat çekicidir. Esasında bu dönem çalışmalannın genel Bu çalışmalarda dikkat çekici olan Durkheim sosyolojisine yönelik Play Gunritch sosyolojisine olan yakmiık Kösemihal’in çalışmalannın esasunv'-
tadır. Gerek Türkiye’de sosyolojinin gelişmesini açıklayan, gerekse dûnyaıii;-'' masını açıklayan çalışmalan Durkheim, Le Play temelli iki ana eğilim üztjjj * muştur. Bu açıklamalar takip edildiğinde bilimsel düşüncenin gelişimi ve jjij'*'*
bakış açısından sosyolojik düşüncenin gelişiminde evrimci bir bakış a görülmektedir. Basitten karmaşığa doğru olan bu bakış açısı pozitivist d nemsel etkilerinin en tipik görünümü olarak değerlendirilebilir.
Kösemihal’de dikkat çekici başka bir nokta, saha çalışmasının oldukça sıyj,^ sidir. Daha çok kuramsal ağırlıklı gerçekleşen çalışmalar bu itibarla içinde nemin bir özelliğini yansıtmaktadır. Bu tek düzelik esas itibariyle yöntem, menı^,_ nik kavramlaştırmalarınm yeterince değerlendirilmemesinde de 1 ifadelerin neyi ifade ettiğine çalışmalannda rastlanılmamaktadır.
Kaynakça
Barlas, U, H. (1963), Nurettin Şazi Kösemihal Bibliyografya. İst.'iM-.hüM'ki Durkheim, E. (1995). Toplum Bilimsel Yöntemin Kuralları. Çev-. CemalBatMk-bul: Engin Yaymcılik.
Kaçmazoğlu, H. B. (1991)- 1940-1950 Arasında Türk Sos’yolojisi. SoyjiolcjiDdjE-İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Ya’ymlan. Kösemihal, N. Ş. (1935). Allah Nedir Sosyal Araştırma. İstanbul: Numune KösemiJıal, N. Ş. (1946). Durkheim Sosyolojisi Üzerine Kritik Bir Deneme, Sosyls gisi, (3), 255-292. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat FakültesiYjA Kösemihal, N. Ş. (1948). 5o5ya/Z)oıb/nn/er 7flnhi. İstanbul: Keteon Basımevi
4 Bu çalışmaya Türkçeye Münir Raşit öymen tarafmdan kazandırılmıştır.arı kovanı

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder