24 Temmuz 2015 Cuma

replika saat ve insan felsefleri77

 replika saat


replika saat ve insan felsefleri77 en güzel bilgileri sizlere yazıp duran replika saat dediki Uşmışlar ve bu zayıflığı çekmişlerdir. Yıldırım paratonerin üzerine düşmüşse, bu, paratonerin zayıflığından değil kuvvetindendir. Paratonerin üzerine yürüyen yıldırım değil, yıldırımı çeken ve onun eritici gücünü toprağa verip etkisiz hale getiren paratonerdir.
Dünya görüşleri, hayat tarzları ve doktrinler için de de ayni diyalektik sürmektedir. Nice bölge görüşleri, dünyadaki ve çağdaki değişikliklerden hiç etki almadan yerlerinde durmaktadırlar. Bunların bu hali, kuvvetlerinden değil, insanhğın çilesine katılacak bir güçten mahrum olmalarındandır. Çağın pürüzlerinin en çok saldmsma uğrayan İslâm bölgesi ise, görünüşünün aksine, insanlığın adınyazısıyla sıkı sıkıya ilgilidir. Marksizm ve kapitalizm gibi batı sistemleri, çağın ıstı-rabma katılan, onun çilesini çeken sistemler olmaktan çok, bu ıstırap ve çileye sebep olan saldırgan sistemlerdir. Afrika ve Asya’daki bölge görüş ve hayat tarzları ise, bu çilenin dışında kalacak biçimde hareketsiz, donuk ve statiktirler. Adeta hiç kımıldamadan geçmişin bir tortusu ve artığı gibi hayatm bir kıyısmda bir safra biçiminde birikmişlerdir. Islâmsa, sanki çağm bütün şe5^ansı ve deccalsı saldınlanmn tek konusudur. Komünizm de, kapitalizm de, İslâm ülkelerine maddî ve manevî bütün güçleriyle yüklenmişlerdir. İşin iç yüzünü göremeyen sığ bakışlar bunu İslâm’m ve müs-lümanlarm zayıflığma yormaktadırlar. Gerçekteyse, çağm dramıyla ta içten ilgilenen İslâm’dır. Çağm çilesini çeken İslâm’dır, müslümanlardır. Müslümanların kurtuluş için çıkış yolu bulmaları demek, insanhğm kurtuluş için bir çıkış yolu bulması demek olacaktır da onun için. Zulüm doktrinleri ins£uıhğm ıstırabını anlamayacaklar, çağın ve insanhğın dramıyla ilgilenmeyen görüşler çağ dışı olacaklar, böylece kendiliğinden prob-lem ve çözüm gelip İslâm’ın önünde duracaktır. İslâm ^Jcendi problemlerini çözerken böylece çağın problemle-
rini çözmüş olacaktır. Müslüman kendine bir çi]q bulurken insana bir çıkış yolu bulmuş olacaktır. derdiyle biz Ortadoğulu müslümanlann derdi miş, eşleşmiştir. Çağın safrasım yüklenmiş ruz. Yükünü yüklendik insanlığm. Bunu omuzlanmı^j alınyazımız yükledi. Kur’an’ın kutlu hükümleri çağda, insanlığı eğrilikten kurtaracak olanların müslı. manlar olacağım söylemiyor mu? Taşkm acüanınızn hikmet kaynağı müslümanlann kurtuluş toplumu ol. masmdadır. îşte bu yüzden de umutsuzluğun en yoğu olduğu yerde umut başlamgktadır.
MÜSLÜMANLARIN HAYAT HAKKI
Bugün kendi dünyalannda bile, kendi ülkelerinde bile müslümanlara hayat hakkı tamnmakta mıdır? Bıı soruyu her müslüman, her müslüman aydm kendi kendine sık sık sormalıdır. Sormalıdır ki, gerçek varoluş sağlam dayanaklanyla müslümamn hayat özüne te maya gibi kanşsın.
Varoluş derken, hayat hakkı derken kasdettiğitez biyolojik, yemi fizik veırlık değildir elbet. Ama dokııî duğumuz veya dokunmak istediğimiz varoluş hakk> biyolojik varlığımızı da ilgilendiren, onu çepçevre tiran bir inkârın karşısında savaş çizgisinde duran ^ haktır.
gelen, bu hakkı çiğneyen ülke içi veya dışı her şart, doğrudan doğruya müslümanlamn hayat hakkını tanımıyor demektir.
Batı, müslümanlann medeniyetinden, kültüründen, inançlarından tutun da tabiî kaynaklarına kadar hiç bir alanda hayat haklarını kendiliğinden tanımaya yanaş-mamaktadır. Haçlı seferleri doğrudan doğruya ve sadece İslama karşı tertiplenmişti. Sömürgecilik hareketiyle Batı en büyük yıkıntıyı İslâm ülkelerinde yapmıştı. Yirminci 3rüzyılda da batılılaşma denen içten 5nkılma ve çökmeye en çok İslâm ülkeleri uğratılmıştı.
Marksizm, İslâm’ı inkâra, daha en teorik noktadan, metafizik açıdan başlamaktadır. Pratikte ise 5ûiz milyon müslüman komünistlerin boyımduruğundadır şu anda. Müslümguılann kendilerine dönüş çığırmm başlangıcı olan bu son dönemde ise, marksizm en bü3uik yol kesici olarak İslâm’ın ken-şısına çıkmıştır. İslâm’ın ne geçmişteki hakkına, ne bugünkü hakkına saygı duymakta, hatta bu saygı duymayışta Batıdan bile ileri gitmektedir. Maddî ve manevî alanda müslümanlarm varoluş hakkını çiğnemekte. Batı ve marksizm adeta yarışmaktadır.
Gerek, Batı, gerek komünist dünya, yalmz dıştan değil, bizzat İslâm ülkelerinin içinden de bu varoluşu engellemenin bütün kuruluşlarım üretmenin ortamım uzun bir çalışmayla meydana getirmiş ve bu kuruluş-larm yasaması, yok olmaması için de ellerinden geleni esirgememenin psikolojisini taşımaktan bir an için bile uz aklaşmamışlar dır.
Batı tarafından yetiştirilmiş, komünizm tarafından da ucuzca ve kolaylıkla avlanmış bir kadronun isimlerinden başka îslâmla ilgileri nedir? İslâm inançlarım I inlrâr eder, İslâm medeniyetinin en objektif gözle bile ■t, m «amerini tanımaz, müslümanlann hayat
hakkını bile çok görür, insanların mübıa ilgileri vardır? Müslümanların adlarını ad maya ne hakİEin vardır?
Müslümanlar bir İslâm toplumu olarak kasi gerçek varoluşun şartlarına doğru germeli ve gergim] tirmelidirler. ^
İslâm kası, hayat hakkının asgari katma, sürüDuu, nin biyolojik katına değil, en yüksek katma, varoluşa en yüce seviyesine ayarlıdır. Müslümanlar bu hayataa. layışına ve bu hayat hakkı şuuruna varmalıdır ki, ge-rek Batı, gerek komünist doğu, sonunda isi hayat hakkımızı tanımaya mecbur olsunlar.
Düşüncede, edebiyatta, sanatta, ekonomi alaniDİs varhğımızı, onurlu bir İslâm hayatının şartlanna ayarlamak için tek tek içine kapatıldığımız manevî zindai-lann kâğıttan zarlarmı 5urtmak zorundayız.
Bu böyle olmadıkça ölüm hayattan iyidir.
bütün dünya yardım ederken, oradaki müslümanla-nn durumundan haberdar bile değiliz. Kızılhaç yalmz hristiyanlara yardım etmekte, Fransa’nın en büyük din adamı durmadan dünyayı asi hristiyanlara yardıma çağırmakta, ajanslar hıristiyan asilerin haberlerini vermekte; müslüman Nijerya ise her türlü yardımdan mahrum olarak bir bilinmezliğin karanhğma gömülmüş bulunmEiktadır. Onlarm acılarından habersiz yaşayan bizler de, sanki kurbanlık koyunlar gibi sıramızı bekliyoruz. Böyle giderse Allah korusun sıra bize de gelecektir. Bu ilgisizlik içinde olan bizim ne gibi bir korunma imtiyazımız vardır?
Kudüs’ün bin üç yüz yû sonra bizim dönernimizde elimizden gittiğini yazacak olan tarihin yüzüne nasıl bakacağımızı olsun düşünmüyoruz. Şu anda bir esaret hayatı yaşayan Gazze müslümanİEinmn çektikleri, günlük hayatımızda akhmıza gelen konulardan mıdır?
Biz kurtuluş savaşımızı yaparken henüz istiklâllerine bile kavuşmamış bulunan Hint müslümanlan, on bin-lercesi hapse düşmeyi göze alarak, bizim için büyük bir kampanya açmışlardı. Büyük bir yardımda bulunmuşlardı. Aligar Üniversitesi talebeleri altı ay, yalnız günde bir öğün yemek yiyerek, bir öğünü de Anadolu mücahitlerine bağışlamışlardı. Onlar İngiliz esaretindeyken bunu yapmışlardı. Biz bugün Nijerya’da diri diri toprağa gömülen müslümanlara elimizi uzatabiliyor muyuz? Diri diri toprağa gömülen, canlı canlı yakılan kadın ve çocukların hiç olmazsa kalanlarına ne gibi bir yardımda bulunuyoruz? Aç kalan yalnız hıristiyanlar mıdır sa-myoruz? Onlara dünyanın her tarafından yardım akarken, müslüman ülkeler müslüman Nijerya için sessiz bir karanlığa gömülmekten başka bir şey yapmıyor.
Rntı dünyası müslüman ülkeleri amansız bir sağ-sol teker teker bölünme ve par-
satmaktadırlar. Dünya}^ yeniden apaydınlık s cek bir çift göz.
Şimdilik belki ormanda tebaasını 1 1ar gibi öfkeli ve homurdanarak dolaşmaktadırlar, bu yalmzhk hali bile, marksist tapmaklannın avl^ nnda bir kaç mısır tanesi gagalayarak dem çekenindi kumruların hsdiyle kıyaslanamayacak kadar haysiyeti] bir yalmzhk değil midir?
Onlar, şimdilik yavan toprağın içinde bakir bir rulı gibidirler. Ama, Yaratıcımn izniyle, ikinci bir hilkat gibi bu ruhla bu toprağın baınşmasmdan, Ortadoğu’nuıı inşam yeniden gelecektir.
Gerçek ortadoğu insanı, onların kalemlerinin ucundan gelecektir.
Bu kalemler doğurgan kalemlerdir. Verimleri, övgülerin ve yergilerin ulaşamayacağı bir ; beslenir. Batıcı, devrimci, komünist kalemler, c önünde kısır ve yeniktirler.
Müslümanlann çok temkinli olması gereken kritik günlerdeyiz. Ne kadar haklı da olsa öfkenin her türlüsünden, ağır yaralı insanın soğuk sudan uzak olması gerektiğinden daha uzak olmalıdır müslümanlar. Duygu zamam değil, akıl zamanıdır veıkit şu an. Temkin, korkaklık değil; soğukkanlılık, duygusuzluk değil. En dolu duyguların içinde sessiz olmak; korkusuzluğumuzun, bütün acıların ve ıstırapların üstünde soğukkanlı olmak, dayeımklılığıımzın ispatı olacaktır.
Yıkıcılığa hemen karşıhk vermek, tepkicüik olur. Halbuki müslüman, tepkici değil, etkicidir. Siz etkiye bakımz, bırakmız tepki onlardan gelsin.
Kitle hareketlerinde şiddeti bir yerde sınırlandırmak ne mümkün! Kitleleri pzınikten, korkudan ve kaçıştan olduğu kadar, şiddetten, kızgınlıktan ve ipin ucunu kapıp ko5uıvermekten korumak da hepimizin
Olan bir vak’anm şuuruna vetrmak, şuursuz tepkiden önemli.
Duyguyu eyleme değil, düşünceye ve şuura bağlamak gerek.
Türkiye’de başladığı görülen değişimi, gelecek zaman için değerlendirmek, geçmiş zaman ve şimdiki zaman için değerlendirmekten daha önemli.
Belki de sırf bir karşılık kopaırmak için yapılmış bir harekettir bu. Öyleyse öfkeye kapılarak yapılacak herhangi bir hareket, bomba olayım tasarlayanların hedefine varmaları demek olacaktır.
Bunu kaderin bir uyarması kabul edebm. Ve irademizin dizginine daha sıkı yapışalım.
Ulu Peygamber namaz kılarken üzerine atıl hayvan barsaklarma rağmen namazına devam O, namazına devam etmişti, çocukları üzerinden?^ tı o barsaklan
Vekar ve soğukkanlılık içinde sessiz ve mak, teröre verilecek en etkili bir cevaptır.
Korku yok, geriye dönmek yok, ama anarşi ve ter|( kapılmaya da bir gerek yok.
Atılan bombaya en iyi cevabı cami vermiştir ve ys. rinde dimdik kalmıştır.
Yüz yıllarca ıstırap çeken müslüman, bütün hak ti rikintisini öfkeye kapıhp bir kerede 1 dir.
Kitle, şiddetle panik arasına gerili bir ip gibidir,Dı yarlığm böyle keskinleştiği anlarda ipi zorlamak dogııı değildir, ip kopar ve bir ucu şiddete, öbür ucu paniğs gider. Bu kritik anda ise, merhem, ne terör, ne panik tedbir ve temkin, dikkat keskinliği ve şuurdur.
Müslümanların bir insan topluluğu olarak birik tirdikleri hakh ve meşru aksiyon özüne erken doğ® yaptırtmak için bu türlü zorlamalar yapılacaktır, Mfe lüman ruhu, sabırla doğum vaktini beklemek, alhaf letlerin iğvalanna u5onamalıdır.
İçinde bir çocuk, kurtarıcı bir çocuk,; rabmı dindirecek aydmhk bir cevap olan ana korur gibi İslâm’ın çağımızdaki ilerleyişini koruma'^'' sarsıntı alanlarından uzak tutmak zorundayız
Bir vanş değil, bir imtihan durağındayız, yalım. ^
İslâm, öyle bir doğru yoıaur ki, insanı KurtarmaK yo. luDdane’terörden ürker, ne de teröre başvurur.
İslâm, öyle bir doğru yoldur ki, hiç bir basınç ve şid-det onu eğriltemez.
CAMİLERİN CANLANIŞI
Yirminci yüz yılda müslümanlann canlanışı ilkin camilere yeniden ilgi duymaleınyla başladı. Sonra camilerin yosunlan ayıklandı, daha sonra da harap camiler onarıldı. Yeni camiler yapıldı. Halkta görülen ekonomik canlanma, cami yapımma yansıdı.
Şimdi camiler inseınlan, inemmış insanlan çekiyor, topluyor.
Toplajucı demek olan cami, isminin anlamına bir kere daha kavuşuyor.
Camilerin dirilişidir bu.
Caminin canlı hayatmın karşısma ölümün sembolü olarak bomba konuyor.
Ve ab-ı hayat akıtan şadırvan, caminin koru5mcu kalkam, zırhı oluyor.
Ve neımaza, inanmış mazlum adamın kam karışıyor.
Bomba, camİ5d ortadan kaldırmak için değil, şiddetin, hıncm iflâsım ilân için pathyor.
Öç, İslam inancmın şadırvanında bir mısır tanesi gibi, bir kestane gibi patlıyor.
Caminin ruhu öldürülemez. Belki duvan yıkılabilir, sütunu devrilebilir, kandili tozlandınlabilir. Ama ca-minin ruhu, her zamankinden daha canlı ve aydmiık, ufukları umuda boğar.
Ve caminin 5ukılan şadırvanı yeniden onanlır. Ve o şadırvemdan ab-ı hayat daha canlı akar. Kimbilir belki o su, daha nice umutsuzluktan ne yapacağım şaşırmış elleri de tutar, insanları da kurtarır.
Ve insanın insana köle, kul olmasım reddeden ezan, camilerden daha gür yükselir. İşte bütün dünyanm gözü önünde denendi: müslüm anların en güvenli, en sağlam sığınakları camilerdir.
Camiler, müslümanlan ölümsüzlüğün bağnna basan ruhim aydınhk ülkeleridir.
Allah’a teslim olmuş gencin uzanmış boynunu bıçak kesmedi. Hazreti İsmail’in bu teslimiyetine bıçak teslim oldu. Ve işte, teslim olmuş ruhların camisine bomba tesir etmedi.
Ben, şimdi Batıya karşı vakarla göğsünü germiş olan Hisar Camii’ni gülümserken görüyorum.
Birinci Cihan Savaşı’ndan kalma bir bomba nu bu? Ne kadar gecikmiş bir bomba bu!
Veya saat ve zamamn ne kadar erken bir vakte ayar-lamşıdır bu.
Ezana ayarlanmış bir vaktin ve bir saatin bozulması ne mümkün. Radyolar parazitle susturula^^'replika saat yazdı..
düzce kiralık daire : düzce kiralık daire kiralık daire : kiralık daire düzce merkez kiralık daire : düzce merkez kiralık daire düzce kiralık daire 1+1 : düzce kiralık daire 1+1 düzce eşyalı kiralık daire : düzce eşyalı kiralık daire düzce kiralık daire metek toki : düzce kiralık daire metek toki düzce kalıcı konutlar kiralık daire : düzce kalıcı konutlar kiralık daire düzce günlük kiralık daire : düzce günlük kiralık daire düzce emlak : düzce emlak düzce satılık daire : düzce satılık daire düzce satılık daire sahibinden : düzce satılık daire sahibinden düzce merkez satılık daire : düzce merkez satılık daire düzce satılık daire toki : düzce satılık daire toki düzce satılık daire kalıcı konutlar : düzce satılık daire kalıcı konutlar düzce satılık ev : düzce satılık ev düzce satılık dükkan : düzce satılık dükkan düzce satılık arsalar : düzce satılık arsalar satılık arsalar düzce : satılık arsalar düzce satılık arsalar : satılık arsalar sahibinden düzce satılık arsa : sahibinden düzce satılık arsa düzce günlük kiralık daire merkez : düzce günlük kiralık daire merkez sahibinden günlük kiralık daire : sahibinden günlük kiralık daire sahibinden günlük kiralık daire düzce : sahibinden günlük kiralık daire düzce düzce günlük kiralık daire : düzce günlük kiralık daire

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder