24 Temmuz 2015 Cuma

replika saat ve insan felsefleri22

 replika saat


replika saat ve insan felsefleri22 sizlere en güzel bilgileri yazan replika saat diyorki Bü5^cülerin cıvalı değneğine benzeyen bombanın önünde Hisar Camii, Hazreti Musa’nın âsası olduğunu ispat etti.Gören gözler iğin, Cami, Nuh’un gemisi, Hazreti Musa’mn âsası, Hazreti İsa’nın sofrası ve en büyük peygamber Peygamberimizin korunmuş mağarası olduğunu ispat etti.Gece bitti. Sabah başladı. Ezan okundu. Cami kurtuldu.İmamn önünde teknik yenildi.Yaşlanmış camilerin içinden genç ve dipdiri camiler çıktı.Ve camilerden yeni, dipdiri İslâm gençleri gözüktü.Tahamn Kitabı’nda da dememiş miydik:Bir Taha geliyordu camilerdeBir daha geliyorduCAMİ VE HALKCami, yalmz duvarlardan ve kubbeden ibaret deği dir. İçinde topladığı müminler de caminin ayrılmaz bi
Saf bağlamış müslümanlann, her secdeye gidiş her secdeden kalkışlarında kıvrım kıvnm harmanisidir cami.
Cami, mihrabıyla bir tapınak, mimberiyle bir top. lum ve bir devlet, kürsüsüyle bir okuldur.
îslâm ülkesinde halkla cami içiçedir. Camiler halku etine kemiğine kaynamıştır.
Halkın ruhu, her zaman, caminin içinde gözcü ve bekçidir.
Camiye konan bombayı gerçekte haber veren, ne şu, ne bu, halkın ruhudur.
Halk namazda toplu halde miraç hsılindedir. 0 anda toprağa miraç gözüyle bakmaktadır. O anda öbür insanların göremediği ve göremeyeceği nice şeyi onların görmesi olağandır.
Cami, bir emme-basma tulumba gibi halkm içinden müminleri toplar, sonra onları yine yerine dağıtır. Boy-lece halkın imanı tazelenir ve her zaman dipdiri kalır
Camiler, halk ruhunun sağlığını koruyan İlâhî kuruluşlardır. Bu yüzden halk da camilerim gözbebekleri gibi korur.
Her müslüman camiden bir iz, alnında bir secde i® teışır.
Cami, halkın hayatına kök salmış ulu bir çınarda Cami köktür, halk, müslüman halk, camin dir.
tebliğ edecek, doğruluklara doğrultacak, eğriliklerden çevirecek, vaazıyla ilim ve ahlâk, marifet ve hikmet dersini verecektir.
Cami, bu dünyada sırat köprüsünün eşi, Hakla halk araşma kurulmuş bir köprüdür. Cami, hakikatin köprüsüdür. Onun için, kıldan ince ve kılıçtan keskindir.
Camiler, kentlerde, evlerle çarşı arasına İlâhî bir terazi gibi kurulmuştur. Tartısında eksiklik fazlalık olmayan terazilerdir onlar. Güneş saati nasıl vakti göstermekte aldanmazsa camiler de bu tartıda asla şaşırmazlar.
Kimbilir belki de eski insanlar bu duyguyla güneş saatlerini cami avluleınna yerleştirmişlerdir.
Camilerin minareleri halkın göğe kalkmış şehadet parmaklan, şadırvanlan da yüz akıdır.
Sezen ruhlar için cami içleri cennetten bir bölümdür. Camiler bu dünyada öte dünyanm en gerçek ŞEihidi, en sağlam belgesi, cennet çizgilerinin yansıdığı sulardır.
Camiler milletin kalbinden fişkınmşletrdır. O ruhtan beslenirler. Besinleri müslümanlann gönlündedir. Müslümanlarm tükenmez gönül peteğindedir.
Cami, toplumun kalbidir. Oraya dokunulamaz. Caminin aldığı bir yara, kalbin aldığı bir yaradan farksızdır.
Camilerimizle ayakta duruyoruz. Bımun farkında değil miyiz?
Bir Süleymaniye Camii, bir Sultanahmet Camii olan millet ölmez.
TÜKKÎYE’NİN GÖRÜNÜŞÜ
Zihninde kendinin de tam anlamıyla şuuruna v ramadığı bir düşünce olan bir insamn, açıkça görülen tutarsızhklanm andıran bir ı linde gibidir Türkiye. Sanki Türkiye belli belirsiz bir şeyi aramaktadır da, onu bir türlü bulamamaktadır, Uğultulu bir melodiyi bulmak için parmaklarım tuşla, nn üzerinde rasgele veya şuuraltı motifli bir arayışla dolaştıran, gezdiren bir piyanistin psikolojisini fazla andıran bir psikoloji taşıyoruz sanki. Dıştan bakılınca genel psikolojimizin bir uçtan hemen öbür uca geçtiği insanı şaşırtabihr. Bu durum, insanlan kötümserlü-ten iyimserliğe rahatça götürüp getirmekte, kimse de bu tezada düşüşten bir ıstırap duymamakta, umut ta, umutsuzluk ta bir temel atamadan havada erimede ve kaybolmada.
Sonra bu ani değişmelerin içinden, uçlardan uçlara gidiş geliş tozlarmın içinden yine eski Türkiye çıkmakta, insanlara bir an için pek parlak değilse de, ya geçmiş zamanda kalmasmdan veya gerçekte aktüel duruma göre daha sakin olan eski günler bir mutluluk gibi gelmekte. Fakat hemen bunun arkasmdan birden yeni ve beklenmedik bir oluş, yüzü tanınmaz hâle gelmiş bir ülkenin görüntüsünü yansıtmakta. Bir ülke yüzü ki, herkes tek tek o yüzden korkuyor ve o yüze sahip çıkmak istemiyor. Sanki bu yüz kendi yüzümüz değilmiş gibi oralı olmuyoruz.
Türkiye bir vakti arar gibi veya bir vakit Türkiye’yi arar gibi. Fakat sanki ne o vaktin Türkiye’den, ne de Türkiye’nin o vakitten kesin bir haberi var. Vaktin labirenti ftrinfl» Trût-ohİle-
fakat bu ülke ve bu yazı birbirini bulamıyor ve kimse farkında olmuyor ki, bu ülke ve bu yazımn birbirini bu-lamamacasma aramaları, işte bu arayış, bir dönemde alınyazısının ta kendisi oluyor.
Güvenin yerini risk, buluşun yerini arayış, çözümün yerini soru alıyor. Ve ülke, olanca hürlük, anarşi, terör, sabotaj, nefret, aşın hoşgörü k2inşımı yeni bir hayat abşma bir süre kendini kaptınyor. Sonra Einsızın bu gidişten kurtulmak için bir silkinme çabaısı gösteriyor, sonra tüyleriyle pekmeze bulanmış kuş gibi yine ayni umutsuzluğun içine yuvarlanıyor.
Doğu toplumlun, bu türlü, hayattan çok hayat ta-sansma benzeyen sürekh değişme ve bozulmaya asla alışkın değildir. Doğu toplumu, hayatın belli ve kesin olmasım arar hep. İsterse o hayat en kötü hayat olsun. En alt seviyede durulmuş ve kesinlik kazanmış bir hayatı, en jrüksek bir amaca yönelmiş sürekli bir bozulma ve yeniden çatılmaya her zaman tercih eder doğu toplumu. Burada kasd ettiğimiz kesinlik, müphem ve mistik duygularm doldurduğu bir hayat akışım içine almayan, plânlı ve realist bir hayat değil, mistik ve duyarlığı yüksek bir persektifi de olsa ana gidişi önceden ta3rin edilebilecek bir hayat akışıdır. Doğu insanı bu temeller üzerine kurulu bir yükselmeyi benimser, yoksa, ne kadar bol alternatifli ve zengin ihtimalli olursa olsun öbür kefede belirsiz tehlike ve riskleri bulunduran bir 3ücelişi yüceliş olarak kabul etmez. Bugün insEtnlanmn zihin ve ruh muhtevası ne kadar değişmiş olursa olsun, doğu toplumunun züıin ve ruh yapısı değişmemiştir, aşağı yukarı aynidir. Bir batıcı, batı tipi yaşamaya oy nrken bu hayat kararlılığını aramakta, fakat batı t tarzı bu özlemin tam zıddı bir psikolojiye gebe ’ gelince de şaşırıp kalmaktadır. Devrimci, devri-Loyu muhafazakârlar gibi sarılmakta, komünist
beklemekte, sonra da tam bımun aksi işaretleri^^^^Öli j kimselere itiraf edemeden kendi sıkmüsınıkend^'’^t5İ bü5ditmekte.
Türkiye’nin bu kesik kesik soluk alırmışçasına. yışı biraz da bundandır.
ORTADOĞU VE MARKSİZM
Marksizm, Avrupa’da asla savaşı 1 m anlamış. Doğu Asya’da hücuma geçmenin toptanbiı dünya savaşına yol açacağını, bunun da sonuç olâral komünizmin sonu demek olduğunu kavramış, Afrika’Ja esas hamlenin medeniyet plânma geçmek olduğun fark etmiş, gözünü ve göğdesini Ortadoğu’ya çevinDİş-tir. Yalnız zEifer umudu Ortadoğudaymışcasmabul kelere saldırıya geçmiştir.
Öyle anlaşıhyor ki, marksizmin kaderi, asi Ortadoğu’da tayin edilecektir. Burada yenilgisi artıl bir bozgun halini alacak, Avrupa, Asya ve Afrika’daı da çekilecektir. Aksi halde, burada bir zafere ulaşırsa-bu kez yine, Avrupa, Asya, Afrika’da yeni hamleleregi' rişme hızmı kazanacaktır.
Ortadoğu’nun bugünkü başlıca kavgası milletle^^ rası komünizmledir. Milletlerarası komünizm her tayı mubah görerek Ortadoğu ülkelerinin ruh birÜ^ yıkmaya çahşmaktadır. Kendisine en büyük engel
En büyük dayanağı samimiyetsizliktir. Gerçekten marksistler samimi olsalardı İslâm’a bu kadar düşman olurlar mıydı? Batıya karşı bu ülkeleri koruyam bağın îslâm olduğunu bilmiyorlar mı? Eğer marksistler batıya gerçekten düşman olsalardı misyonerlikle savaşırlardı. Halbuki onlar en ufak İslâm kımıldanışında kıyamet koparırken, misyonerler bütün Ege’5d taramaiktadırlar da hiç seslerini çıkaırmamaktadırlar. Hristiyanlara karşı bir aşağılık duygusu içinde kıvranmaktadırlar. Hris-tiyanlan müslüm ani ara karşı gizli veya açık savunmaktadırlar. Hedbuki Hristiyanlık, Batmın öncü gücü olarak buredeıra sokulmak istemektedir.
Eğer marksistler ezilenleri savunmakta gerçekten samimi olsalardı, her şeyden önce ruslara karşı olurlardı. Çünkü ruslar insEtnIık dışı bir şekilde müslümanlan ve türkleri ezmektedirler. Çinliler de onlardan geri kalmamakta ve batta geçmektedirler.
Eğer mzırksistler samimi olsalardı, gazetelerini İsrail’in propageındasıyla doldurmazlardı. Çünkü İsrail, Ortadoğu’da kapitabzmin ve emperyabzmin öncü ezici gücüdür.
Hangi yönden bakılırsa bakılsın, marksizm, Ortadoğu ülkelerinde sadece çökertici bir faaliyet gösteren yıkıcılık gücüdür. Ortadoğu’nun kendine gelmemesi için kapitabzme, misyonerliğe, kültür bozuluşuna eklenmiş bir yıkıcılık gücü. Anarşi, inkâr, sabotaj, terör bu gücün günlük besinidir. Mizacı elverişli kişilerden yakaladıklannm beynini yıkıya yıkıya ilerlemeğe uğraşmaktadır. Bütün hedefi bütün ülkenin beynini yıkamaktır. Yazarlanmn, partizanlannın hepsinin beyni yıkanmıştır. Herdeyse baba ve annelerine ait bir hatıra bile kalmamıştır ruhlarında. İslâm, iki yüz yıldır Batıy-
la her alanda tam bir ölüm kalım savaşına girmişken bu tarihin en büyük gerçeğini bile görmezlikten geüj. 1er. îslâmı Batıdaki düşmanıyla ayni paralelde göster, mekten asla vazgeçmezler. Eğer İslâm olmamış olsaydı Batı, Ortadoğu’5nı tamamen kendine dönüştürmüş ol. mayacak mıydı? Bu kadar açık gerçeği bile gözlerinden saklarlar. Kendi kendilerini aldatmışlardır her şeyden önce bunlar. Sonra da başkalarmı aldatmaya çalışmak, tadırlar.
Kendi içinde komünizmi belli bir smınn dışma çıkarmayan Batı, Ortadoğu’da komünizmin en büyük kışkırtıcılanndandır. Böylece İslâm’a karşı iki cephe birden açılmış olmaktadır.
SAVAŞIMIZIN EKSİĞİ
Müslümanlar kendi varlıklarım korumak için savaşmıyorlar mı? Yani kendimize ait hayat tarzımızı eritmeğe gelen yabancı güçlerle savaştan kaçmıyor muyuz? Elbette hayır.
Tarih şahittir ki, en uygunsuz şartlar içinde bile yabancılara karşı en çetin savaşı verenler yine müslü-manlardır. Yabancı kültüre karşı en dayanıklı kültüTı bizim kültürümüz olmuştur. Hatta o kadar ki, Bab' bu dayanıklığı, yine bir propaganda gözüyle bizim şart ve medeniyetlere uymazlığımızla açıklamak aldatıcı ve kendisi hesabma küçültücü bir tefsir ve ^ ville gerçek anlammdan uzaklaştırmak istemişse ergeç bu dayanışın bütün şamnın müslümanlara H.replika saat yazdı ve sundu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder